Güncelleme yaptım

Siz bu yazıyı okurken (? okuyan var mı ?) sitede önemli bir güncelleme yaptım.

Nedeni şu: Sihirli Defter’in sadık takipçilerden Süheyla hanım, önemli bir hataya dikkat çekti. Bu günün transitlerine baktıktan sonra, gelecek gün seçimi ekranında (takvimde) aynı günü seçince bazı transitler eksik çıkıyordu.

Bunun nedeni her bir menü seçimini ayrı programların hesaplamasıydı. Bu tabi ki çok yanlış bir kurguydu, birinde yapılan düzeltme, diğerlerinde de yapılmak zorundaydı. Bunun sürdürülemeyeceği, eninde sonunda farklılaşacağı aşikardı.

Başlangıçta telaşla yapılmış bu (yanlış işi) şimdi düzelttim. Artık tüm hesaplamalarda aynı program çalışıyor.

Tabi bazı eksikler de ortaya çıktı. Şimdilik transit planetin derecesini basmıyorum. Bir de eskiden önemli transitlerin arka planını boyuyordum (profections). Bu eksikleri yakında düzelteceğim.

ÖNEMLİ NOT: Bu arada: Sizden sitenin yaygınlaşması için yardım beklediğimi de belirteyim. Lütfen, Sihirli Defter’i arkadaşlarınıza, dostlarınıza söyleyin. Uzunca süredir reklam vermiyorum. Dolayısıyla günlük takipçi sayısında ciddi bir düşme var. Gerçi bunu fazla dert etmiyorum, şişirme rakamlara ihtiyacım yok. Ama yine de takipçi sayısını arttırmam lazım.

Hoşça kalın.

Share this:

Transitler neden her zaman etkin olmazlar? Ya da profeksiyonlar.

Tam da bu başlıkla bir video koydu kanalına üstad. Kendisine büyük saygım var. Ne dediğine önem veriyorum. Ben de bu nedenle oturup, onun önerdiğini yaptım ve işin içine profeksiyon hesaplamalarını da kattım.

Profeksiyonlar, aslında bir ilerletme yöntemi. Yaşımıza göre, hayatın bazı alanlarının, konularının öne çıktığını ileri sürüyor. Dolayısıyla, bu konulardaki transitler özel önem kazanıyor.

Peki ben buna katılıyor muyum?…. Hmm..mm.. mmm… Evet. Ne zamandır bu konuyu ihmal ediyordum aslında, çünkü ikincil ilerletmelere (secondary progressions) pek aklım yatmamıştır oldum olası. Ama bu kez, farklı doğum haritaları ile tekrar denedim ve bu uyarıyı dikkate almaya karar verdim. En azından bende çalışıyor 🙂

Ben de şöyle bir şey yaptım. Arka planda yaşınızı hesaplıyorum, bu yaşa göre hayatın hangi alanlarının önem kazandığını buluyorum ve bu alanlarla ilgili transitleri farklı renkte kutular içine alarak belirginleştiriyorum. Aslında arkada karmaşık hesaplamalar yapılıyor olsa da, siz sadece bu transitleri farklı renkte görerek daha önemli olduğunu anlıyorsunuz.

Bir de bu transitlere ek olarak, tepe noktasına olan transitleri de -önemli transit- olarak aldım ve listeye ekledim.

Kolay olmadı aslında. Bir kaç gün uğraşmam gerekti. Bakalım siz ne diyeceksiniz bu işe?

Venüs burç değiştirdi :) …ve ilişki rehberi.

Arkadaşlar. Dikkat ederseniz ben -Venüs başak burcuna geçti- konulu yazılar yazmıyorum. Sihirli Defter zaten bunları anlık olarak hesaplayıp, bu burç değişikliğinin sizin için önemini anlatıyor. Örneğin, bu günlerde hepimizin -Bu gün- sayfasındaki bir yorum (Venüs… evden geçiyor) sessiz sedasız değişti fakat bu değişikliğin sonuçlarını hepimiz farklı okuyoruz.

Planetlerin burç değişiklikleri önemsiz değil tabi ki, bir yön değişikliğini anlatıyor. Örneğin bu günlerde beğenilerimiz, estetik anlayışımız Aslan’ın gösterişli ve gösterişçi tarzından, Başağın mütevazi ama işlevsel, pratik ve kullanışlı tarzına evrildi. Tamam, bu doğru. Ama hayatınızın hangi alanında bunu gözleyeceksiniz? Size neler getirecek. Bunu genel yorumlarla anlayamazsınız. İşte, Sihirli Defter bunu sizin için yapıveriyor.

Bu gün sayfasında, transit başlığının altında, transit (geçen) planetin kaç derecede olduğu yazıyor dikkat ederseniz. Örneğin Venüs şimdi 0 derecede. 24 gün boyunca Başak’ta ilerleyecek. 14 Eylülde 30 dereceye geldiğinde diğer burca ve eve geçecek. Ve başka bir yorum okuyacaksınız.

Ortalığı şenlendiren Ay çok hızlı hareket ediyor ve her burçta (evde) 2-3 gün kalıyor. Başlangıçta Ay’ın ev geçişlerinin bu kadar etkili olacağını düşünmemiştim doğrusu. Ama şimdi bakıyorum da, anlatılanlar olan-biten ile ne kadar da örtüşüyor. En azından benim için öyle.

Sahi siz ne düşünüyorsunuz. Çok az yorum yazıyorsunuz. Oysa yorumlarınız benim için çok önemli ve yol gösterici. Ancak bu yorumlarla metinleri düzeltebilir, iyileştirebilirim.

Bu arada; Geçmiş tarihleri, olaylara bağlayanlara çok teşekkür ederim. Bu da benim için çok önemli ve yol gösterici. Hepsini dikkatle okuyorum ve kendi bulgularımla karşılaştırıyorum. Her öğrendiğimi de size geri yansıtıyorum. Her gelen bilgi beni sevindiriyor.

İlişki rehberi

Ahh.. bu ilişkiler. Ben ellili yaşları yaşayan biri olarak, insanların (özellikle erkeklerin) ilişkilerini bu kadar rahat harcaya bilmelerine şaşarak bakıyorum. Oysa o kadar önemlidir ki doğru insanla birlikte olmak. Yaş ilerleyince kıymeti anlaşılır. Daldan dala konarak mutlu olan da görmüyorum açıkçası. Yaş ilerledikçe aşkın, sevginin yerini başka hesaplar alıyor ve mutlu olma oranı azalıyor.

Her neyse. İlişki rehberi ile hem size yardımcı olmak hem de eğlendirmek istiyorum. Şimdilik menü kısıtlı olsa da önemli. Kimi beğeniyor kısmı ve yeni eklediğim Antik Mısır burçları, yabana atılır bilgiler değil. Bunların yanına bir çok şey de eklenebilir aslında. Ama sindirerek gitmek istiyorum.

Sizi bilmem ama ben Sihirli Defter’e göz atmadan güne başlamaz hale geldim. Daha keyifli, eğlenceli ya da yol gösterici olması için daha ne yapılabilir sizce? Önerilerinizi bekliyorum.

Hoşça kalın.

Antik Mısır burcunuzu öğrenin

Bu gün (sessiz sedasız) -İlişki rehberi- menüsüne yeni bir uygulama ekledim: Antik Mısır burçları.

Hepimiz artık alışılagelmiş Güneş burçlarımıza aşinayız. Fakat antik Mısırlıların burçlarını tanıdığınızı sanmıyorum. (Tabi ki bazılarınız bilebilir). Çok ilginç bulacağınızdan eminim. Burcunuzu bulup, özelliklerini okumanız için gün ve ay belirtmeniz yeterli.

Bu uygulama altında üç şey yapabiliyorsunuz:

1- Kendi burcunuzu okuyabiliyorsunuz.

2- Merak ettiğiniz birinin burcunu ve özelliklerini okuyabilirsiniz.

3- İki insanın birbirine uyumlu olup olmadığını öğrenebilirsiniz.

Bana bir süre önce kızının erkek arkadaşı hakkında bilgi almak isteyen bir anne yazmış ve (ücretsiz) karakter analizi istemişti. Daha önce de belirttim, bunu yapmak istemiyorum. Para meselesi değil: Kimsenin izni, onayı olmadan haritasına bakmak istemem. Hele ki, ondan habersiz başkalarına bilgi vermek. Buna hakkım yok.

Ama bu farklı ve güzel bir şey. Çok genel ifadeler ile bir anlatım var ve işin ilginç yanı oldukça da doğru görünüyor.

Sözün kısası herkesi bu uygulamaya göz atmaya davet ediyorum. Unutmayın: Ana menü -> İlişki rehberi altında Antik Mısır Burçları.

Yorumlarınızı beklerim.

Bu iş nasıl başladı

Aşağıdaki yazı 2012 yılı Eylül ayında, Kitap Postası adlı dergide yayınlanan bir yazım. Böyle bir çok yazı var aslında. Sonradan bunları bir blog’da topladım fakat blog zaman içinde gitgide dili ağır bir felsefe ve teorik fizik bloğu haline geldiği için adını vermeyeceğim. (Halen aktif, dileyen arayıp bulabilir). O blog’dan astroloji ile ilgili bazı yazıları buraya almayı düşünüyorum.

Astroloji ile ilk tanışmamız 1987 yılı civarında oldu. Bir kaç kitap alarak işe başladım. Sonra başka işlere daldım ve unuttum gitti. 1996 yılı civarında merakım tekrar canlandı. Bu kez, doğum haritası yapmaya merak salmıştım. İyi gibi görünen bir kitap, bir evler tablosu, bir efemeris (gök günlüğü) bir de pergel alarak işe başladım. Mühendislik işte… Hala, o günlerden kalan amatörce çizimler kitapların arasında karşıma çıkıyor.
O zamanlar, piyasadaki yayınlar da çok kısıtlıydı. Bu gün olduğu gibi, o zaman da Türkçe kitaplarda genel olarak burçlar anlatılıyordu. Koçlar şöyledir, Başaklar böyledir, birbirleriyle hiç anlaşamazlar… vb. Bazılarında açılara da değinilmekteydi. Doğum haritanız üzerindeki gezegenler arasındaki açılardı bunlar. Her biri bir karakter özelliğine karşılık geliyordu.

“Natal harita” olarak adlandırılan, doğum anına ait haritayı çizebilmeye başlamıştım. Zaman hesaplarını elde yapıyordum. ODTÜ’nün kazık matematik dersleriyle boğuştuktan sonra, bunlar şaka gibi gelmişti. Her şey çok kolay görünüyordu. Karakter analizi ilgimi çekmekle birlikte, asıl hedefim geleceği tahmin etmekti ve hedefe pek bir şey kalmamıştı.

Sonra ne oldu pek hatırlamıyorum. Sanırım işe boğuldum. ERP sistemleri danışmanı olmuştum. O projeden bu projeye, o firmadan bu firmaya koşturdum durdum. Görmediğim üretim sahası, öğrenmediğim sektör, çalışmadığım proje kalmadı. Danışman oldum, bilgi işlem müdürü oldum, proje yöneticisi oldum, bilgi işlem şirketlerinde genel müdür, hatta bir ara bir kimya endüstrisinde planlama müdürü bile oldum (bu sonuncuya çok az katlanabildim). Kendi işimi de kurdum, şirket küçüktü ama idare ediyorduk. Astroloji mi? Unuttum gitti. Sadece yaş günlerimde bir Astroloji dergisi alıyor ve yıl boyu saklıyordum.

Astroloji’ye ilişkin bir şeyler bildiğimi de düşünüyordum doğrusu.

Aslında bir şey bilmediğimi ve hiç bir şeyi doğru düzgün anlamadığımı fark etmem için aradan 10 yıl geçmesi ve kanserle tanışmam gerekecekti.

Kanser ile tanışma

Myeloma olarak anılan kemik iliği kanseri, 2006 yılının sonbaharında beni yakaladı ve iki yıldan uzun bir süre boyunca yerden yere vurdu. Bu dönemi, su alan bir gemiyle fırtınalı bir denizden geçmeğe benzetirim nedense… Birkaç kez pes edip, batmaya niyet ettimse de, ya beni sevenler bırakmadı, ya da başka umut verici rastlantılar, tuhaf olaylar oldu. Bir şekilde o fırtınadan çıkmayı ve sakin bir limana demirlemeyi başardım. Oysa bu kıyılardan defalarca geçmiştim ve eminim ki böyle bir liman yoktu.

Hastalık elimi kolumu budayıp beni çalışamaz hale getirince, yıllardır bir hobi olarak uğraştığım Astroloji de bu esnada neredeyse tek uğraşım oldu. Kendimi biraz toparlayıp da Astroloji’ye ciddi olarak eğilmeye karar verince, en iyi yaptığım şeyle başladım: Bulabildiğim tüm kaynakları topladım ve deli gibi okudum. İyi bir yazılım (Astroloji programı) siparişi verdim. İlk etapta 21 İngilizce kitap seçtim ve getirttim. Bulabildiğim Türkçe kitapların hemen hepsini aldım. Sonrasında da, Amsterdam’dan 30 civarından kitabı bizzat kendim seçerek aldım. Yurtdışına giden eşten dosttan gittikleri ülkelerden Astroloji ile ilgili kitap, doküman… ne bulurlarsa getirmelerini rica ettim.

Ne yapmak istediğimi çok iyi biliyordum. İlk olarak, hastalığın geri dönmesini engellemem gerekiyordu. Bunun için de, neyin hastalığa yol açtığını anlamalıydım. Hayalci değildim. İlaçlarımı almayı hiç bir zaman ihmal etmedim. Bununla birlikte, çok zayıflayan bağışıklık sistemini ruhen rahat ve güçlü kalarak desteklemem gerektiğini düşünüyordum. Eskisi gibi düşünerek ve davranarak devam edemezdim, aynı noktaya geleceğimi seziyordum. Daha fazla bilgiye, yeni bir bakış açısına ihtiyacım vardı. Astroloji benim pusulam olacaktı.

Astrolog ile görüşme

Nispeten iyileşip, tekrar işime döndüğüm zamanlarda, bir Astrolog’a danışmaya gittim. Neden hasta olduğumu, hastalığın ne zaman başladığını, nasıl bir yol izlersem hastalıkla baş etmemin kolaylaşacağını, bu işi meslek olarak yapan bilgili ve tecrübeli birinden öğrenmek istiyordum.
Önceden mail ile bütün bilgilerimi gönderdim ve durumumu anlattım. Neyi öğrenmek istediğimi belirttim. Danışma seansının iki bölümü olacaktı. İlk kısımda karakter analizi yapılacak, ikinci kısımda ise gelecekle ilgili konuşacaktık.

Buluşmaya gittiğimde, Astroloji danışmanının önünde doğum haritam vardı. Dört saat boyunca konuştuk. Danışman, ilk kısımda uzun uzun, benim karakterimin nasıl olduğunu anlattı. Ben de ses çıkarmadan dinledim, fakat duyduklarım pek hoşuma gitmemişti. Hastalığa neyin neden olduğu ve ne zaman başladığı konusunda, pek bir şey öğrenemediğimi düşündüm. Geleceğe ilişkin öngörüleri konuştuğumuz ikinci kısımda ise, eski mesleğime (yani bilgi işlem dünyasına) geri dönmemem konusunda beni açık ve net bir şekilde uyardı.

Sonradan bu görüşmede danışmanın bana neyi neden anlattığını uzun uzun düşündüm, ses kayıtlarını tekrar tekrar dinledim. Neden anlattıklarından bir kısmı hoşuma gitmemişti? Neden kendimi tatmin olmuş hissetmiyordum? Eksik olan neydi?

Astrolog’a gittiğimde hastalıkla boğuşmaktan yeni çıkmıştım ve çok yorgundum. Gemim batmaktan kurtulmuş, ancak perişan durumdaydı. İhtiyacım olan eleştiri ve yargılama değil, şevkatli bir rehberlikti. Fakat bulduğum bunun neredeyse tam tersiydi; Tepeden bakan, yargılayıcı ve eleştirel bir tavır. Sabit mod’um fazla olduğu için, ben ağır bir demir masaya benziyordum. (Ne talihsizlik!) Çok inatçıydım ve yeni şeyleri kabul etmekte zorlanıyordum (Ne kadar da ayıp!). Tabi ki değişmem gerekiyordu. (ve ne kadar ümitsiz…)
Daha yumuşak, bilgece bir yaklaşım bekliyordum doğrusu.

Kendi pusulamı yapmalıyım…

Sonra, bu pek de cazip olmayan tecrübenin beni Astroloji’den soğutmaması gerektiğini düşündüm ve bu işin doğru olarak nasıl yapılması gerektiğine kafa yormaya başladım. İlk vardığım nokta, “kendi gemisini yüzdüremeyen, kılavuz olmaya kalkışmamalı” yargısıydı. Dolayısıyla, yeniden kendimi okumaya verdim ve kendimi, kendi hayatımı daha derinden incelemeye başladım.

Bu arada diğer insanların haritalarına da bakmaya başladım. Ailemdeki insanların, arkadaşlarımın doğum haritalarını inceledim ve yorumlarda bulundum. Karakter analizindeki doğruluk oranı, şaşırtıcı ölçüdeydi ve doğru yolda olduğumu düşündürdü. En önemlisi, kendimle yeni yeni tanışmaya başlamıştım. Bazı niteliklerimi Astroloji’den öğreniyor ve eşime “doğru mu bu?” diye soruyordum. Bazılarına çok şaşırdığımı söylemeliyim, doğrusu öyle olduğumu düşünmezdim. Kendimi tam olarak tanıdığımı sanırdım.

“İnsan, insan’ın aynasıdır” der bilgeler. Bu sözün doğruluğunu, diğer insanların haritalarını inceledikçe anladım. Her incelediğim harita, her konuştuğum insan, kendimi daha iyi anlamama, tanımama vesile oldu. Harita analizinde tecrübe kazandıkça, “iki boyutlu kağıtta yer alan bir haritanın, canlanıp bir insan olarak karşıma geçtiği” fikri beni büyüledi. Her bir insan, ayrı bir gemiye benziyordu ve hepsinin rotası farklıydı. Hepimiz farklı hayatlar sürmek için, belki de doğmadan önce bizzat kendimizin çizdiği rotalarda yelken açmak için dünyaya geliyorduk. Herkes için doğru bir rota olamayacağı gibi, standart bir gemi de olamazdı. Her insan çok özel ve “tek”ti. Peki, neden?

İlahi düzen

Bunu anlayabilmek için Astroloji’yi aşkın anlamı ile kavramak gerekiyor. Kanımca Astroloji, varoluşu algılamakta kullandığımız araçlardan sadece biri. Astroloji’ye inanarak bizler, evrende algımızın çok ötesinde bir uyumun var olduğunu, dolayısıyla olan biten her şeyin neden-sonuç bağlantısı içinde gerçekleştiğini kabul etmiş oluyoruz. Ve tabi ki, Astroloji konusundaki bilgi birikiminin, bu ilahi düzene ilişkin yapılan gözlemler ve verilerden oluştuğunu da kabul ediyor ve kullanıyoruz. Örneğin, bu gün kullandığımız ev sistemlerinden tüm burç ev sisteminin, antik Yunan’dan miras kaldığını bilmek bana heyecan veriyor ve bu insanlarla kendimi bir tür akraba hissetmeme neden oluyor.

Tabi, Astroloji ile ilgilenen herkes bu kadar felsefi düşünmek zorunda değil. Astroloji’yi bir veri seti ve yöntemler topluluğu olarak da değerlendirip, kullanabilirsiniz. Batı medeniyetinde Astrolog’ların aynı zamanda iyi birer astronom ve mühendis olmalarının nedeni de bu.

Fakat ben Astroloji’yi, tıpkı matematik gibi, “tanrının dili” olarak görmeyi ve büyülenmeyi tercih ediyorum. Kuru, soğuk ve bilimsel bir yaklaşım yerine, sıcak, olgun ve mistik bir yaklaşımı tercih ediyorum. Tabii, Astrolojinin talep ettiği çalışma disiplinini elden bırakmadan.

Bence Astroloji’ye bilimsel bir zemin uydurmaya çalışmanın bir anlamı yok. Yararı da… Peki, gerek çağdaş, gerekse de geçmişten gelen Astrolojik veri ve yöntemler safsata içermez mi? Kesinlikle içerir, hem de fazlasıyla. Bence bu Astroloji’nin değerini azaltmaz, sadece ahmaklara konu çıkar. Bize de “sapla samanı ayırmak” gibi bir görev düşüyor.

Astrolojik açıdan bir insanı doğru değerlendirebilmek için, iyi çalışmak gerekiyor. Parçaları yan yana koyarak bir rapor çıkarabilirsiniz, çok yanlış da olmayabilir, fakat bütünü kavramak için ayrı bir gayret göstermeniz gerekir. Acaba bu ruh dünyaya ne yapmak için geldi? Neden bu kadar öfkeli ya da sabırlı, ya da hassas ya da… Kimseyi (yaptığı işler nedeniyle değil fakat doğası nedeniyle) yargılamaya hakkımız olmadığı gibi, yaradılışa burun kıvırmak gibi küstahça bir tavra düşmemeye de dikkat etmelisiniz.

Zira bu işlerle yeteri kadar uğraştığınızda anlarsınız ki, her insan, her yaratılan varlıkta olduğu gibi, olması gereken şekildedir ve muhtemelen o tabiatta olmakta onun da isteği ve onayı vardır. Haritasını çıkardığınız insanların bazı yönlerini sevmeyebilir ya da beğenmeyebilirsiniz, fakat değerlendirmelerinizde bunları işin içine katmamaya özen göstermeniz gerekir. Sizin uyumlu bir doğanız, yumuşak bir tarzınız var diye, sert ve atak karakterli insanları “vahşi ruhlu” olarak niteleyemezsiniz. Tüm insanlar yumuşak karakterli olsaydı, dünyada iş yapılamazdı. Şüphesiz, doğa ne yapacağını sizden daha iyi bilir.

Binlerce yıllık gözlemler, Satürn’ün doğum haritamdaki yeri dolayısıyla, benim hangi mesleği seçersem seçeyim, bir öğretmen olduğumu söylüyor. Ben, bu ve benzeri değerlendirmelerin insanlara ne kadar uyduğunu defalarca gördüm ve başka kanıt da aramıyorum. Evrendeki var oluşun hem bu kadar çeşit içerdiğini hem de bir bütünü tamamladığını görmek muhteşem bir duygu ve benim bütün endişelerimi alıp götürüyor.

Fakat insanların çoğunun, hayatı bu derin anlamı ile sorgulamadığı açık. Astroloji’den beklentileri de “parasal durumun ne zaman düzeleceği” ya da “ilişkide sorun çıkıp çıkmayacağı” üzerine yoğunlaşıyor. Talep bu olunca, arz da ona göre oluyor haliyle.

Benim bunca yıldan ve yoldan sonra anladığım ise şu: Hepimizin başına hemen hemen aynı şeyler geliyor. Fakat olaylar aynı olsa da, her birimiz için taşıdığı anlam farklı. Yani önemli olan, olaylardan çok, bizim onu nasıl algıladığımız ve bu bilgi ile ne yaptığımız.

Gelecek

Astroloji’nin, karakterimizi nasıl tarif ettiğinden bahsettik. Peki, Astroloji gelecek ile ilgili olarak neler söyler? Biraz da bundan bahsedelim.

Ben Astroloji’nin, geleceğe ilişkin olarak, rüzgarın ne şiddette ve hangi yönde eseceğini söylediğini düşünürüm sık sık. Denizde rüzgar estiğinde üç şey yapabilirsiniz; Yelkeninizi açar ve rüzgarı arkanıza alarak farklı rotalara, farklı mecralara gidebilirsiniz. Ya da, yelkenleri indirip olduğunuz yerde kalmaya çalışırsınız. Ya da, yelkeninizi indirir, rüzgara karşı gitmek için küreklere asılırsınız.

Hayatımız boyunca yüzlerce, binlerce kez çeşitli yol ayrımlarına geliriz. Hangisini tercih ederiz? Aslında, Astroloji hangisini tercih etmeye yakın durduğumuzu da söyler, fakat aynı anda etkili olan bir çok rüzgar, akıntı iş başındadır. Üstelik bunlara karmik alacak ve borçları, kaderin elini ve şans faktörünü de katmalıyız. Fakat unutmamak gerekir ki, son karar verici biziz. Aksi halde, hayat önceden yazılı bir senaryoyu oynamak şeklinde olurdu ve hiçbir anlamı kalmazdı.

Rüzgara karşı kürek çekmenin maliyeti yüksektir, fakat bir ruh bunu da seçebilir. Tıpkı benim geçmişte yaptığım gibi. Cesur, ya da inatçı, ya da sadece genç olduğu için bir ruh bunu tercih edebilir. Direği kırmak da insana çok şey öğretir.

Ben rüzgarı arkaya alıp, farklı sulara yol almanın en akıllıca iş olduğunu düşünüyorum artık. Çünkü hayatın öyle bir formatı var ki, bizi hep yeni şeyler yapmaya, öğrenmeye zorluyor. Artık bırakıyorum, esen rüzgar beni farklı yerlere götürsün, korkunun ecele faydası yok. Bunu öğrenmem için direğimi ve küreklerimi kırmam, çapamı kaybetmem gerekti ama olsun, bu fırtınadan çok şey öğrendim. Yeni bir direk ve yelkenle, tekrar denize açıldım bile. Bu sefer cesaretim, pusulam ve barometrem de var.

Artık tanışmış olduğumuza göre, Astroloji’den ve ilintili konulardan konuşmaya devam edebiliriz. Astroloji’den ve bilgelikten, ve karma’dan, eskilerden, eski şeytanlardan, Ay’dan, Güneş’ten, yıldızlardan… Ve tabi ki kaderden ve şanstan…

Seçim günü

Bldiğiniz gibi, 23 Haziran’da İstanbul büyükşehir belediyesi başkanını İstanbul’lular yeniden seçecekler. Tam da o günlerde Mars’ın, Merkür ile birleştiğini , Plüto’nun ise Mars’a karşıt açı yaptığını görmekteyiz. Aslında bu Plüto-Mars karşıtlığı yeni başlıyor, daha rüzgarı geldi sayılır. Oldukça uzun süreli bir transit ve etkisini önümüzdeki iki yıl boyunca, arttırarak hissettirecek.

Peki bunlar ne anlama geliyor. Bir genel anlamı var, bir de size özel. Sizi özel olarak nasıl etkilediğini Sihirli Defter’de okuyacaksınız. Çünkü bu tamamen doğum haritasına bakarak yapılıyor. Ama genel anlamdan biraz bahsedeyim:

Şu an üstümüzde dönmekte olan planetler, sadece doğum haritamızla açılar yapıp, etkiler yaratmıyor. Kendi aralarında da açılar yapıp, etkiler yaratıyorlar. Bu aslında herkesi eşit şekilde etkilemeyen, fark etmesi zor bir etki. Ama yine de var ve bahsediliyor. Örneğin dolunay; Dolunay aslında Güneş ve Ay arasındaki bir açı (karşıtlık). İşlerin tamama ermesi, büyümenin durması, küçülmenin, azalmanın başlaması olarak niteleniyor. Fakat eski çağlardan beri, çiftçiler tohumları Ay büyürken boşuna atmıyorlar.

Sık sık bahsedilen Merkür’ün geri gitmesi, ya da bir planetin burç değiştirmesi de genel bir etki aslında. Herkesteki yansıması farklı olsa da, genel-geçer bir açıklaması var. İletişimin zorlaşmasını anlatıyor.

Güneş tutulmaları, keza öyle. O da yine Güneş – Ay – Dünya arasındaki bir ilişki. Herkesi değil ama çok sayıda insanı etkileyebildiği için önemli olabiliyor.

Evet, genel etkiler bu şekilde. Bence astrologlar, kişi bazında yorum yapamadıkları için bu etkileri abartarak anlatıyorlar. Fakat yine de bilmekte fayda var.

Mars, astrolojide (fazla uzatmayacağım) enerji, hareket ve eylemi anlatır. Merkür ise düşünce, yazı, konuşma, yazışma (kısaca iletişim) anlamına gelir. Bu ikisinin birleşiyor olması, tam da Merkür’ün temsil ettiği konularda hızın ve hararetin artması anlamına gelmekte. Aslında bu illa ki, ağız dalaşı, sert düşünceler, konuşmalar, yazılar anlamına gelmiyor. Barışçıl bir mücadele için ya da maç anlatırken de de bunlar geçerli. Ne var ki, Plüto-Mars karşıtlığı durum değiştiriyor.

Plüto, sert bir planet, karşıtlık da sert bir açı. Abartmak istemiyorum, ama bu konfigürasyon Mars’ın çalışma şeklini olumsuz anlamda etkileyecektir. Bu doğrudan sert konuşmalar – eylemler anlamına gelir.

Şimdi diyeceksiniz ki, seçim zamanı ne olacaktı ki? Haklısınız, ama olmasa iyiydi 🙂